© copyright M.U

Tüm yazılar bana aittir.. İlla da alıntı yapılacak olursa haber verilmelidir, zira çok uğraşırım kendileriyle(; HER HAKKIM SAKLI, GİZLİ, KORUMALIDIR. Bu böyle biline(:

22 Eki 2010

İnsaf !

Hiçbirşeyin kırık, dökük, tamir görmüşünü kullanmak istemezken, hatta bu yüzden emanet bile vermezken, sahip olduğunuz kalpleri de kırıp dökmeseniz hani... Öyle kolay çıkarmasanız elden...! Yamalı bir çorap dahi giymezken,nasıl razı oluyorsunuz yamalı kalplere... Bütün bunlar ,kırdığınız kalpler görünmüyor diye mi? İmkanım olsaydı,dışarda taşırdım kalbimi... Gönüle değil de gördüklerine değer verenler belki insafa gelirdi !


22.10.2010_01:10_M.UÇAN

21 Eki 2010

Akşam Güneşi Gibi Battı Sevinçlerim


Akşam güneşi demek ,hüzün demek işte.. Ruhumun film şeridi.. Karman çorman hüznümün kitap gibi önümde açıldığı vakit o vakit..

Derin derin iç çekmelerimin, dalıp çookk uzaklara gitmelerimin, kahretmelerimin vakti… Batan her şey gibi, içime batan özlemler gibi, geride kalan her bir güzel anın eksikliğini en derin sızılarla hissetmek gibi,kara kaplı defterlere kara kalemlerle hüzünlü gözler çizmek gibi..

“-Gidiyorum! Son kez bak yüzüme.” diyen sevgili gibi…

Ruhumun odalarını boşaltıp, o bomboş odalara ne sığdıracağımı bilemez halde, çırpına çırpına elimden kayıp gidenleri, dizlerimin üstüne çöküp, kaldırıp ellerimi semaya, hıçkıra hıçkıra ağlayan, vicdanlara sızı bir çocuk misali geri istediğim vakit…

Bu kadar acımasız da olmamalı belki.. Çoğu zaman hüzne bulasa da gönlümü, akşam güneşi bir hoş tebessüm demek bazen de.. Bir ney sesiyle gözlerini gökyüzüne kaldırmışcasına, üşüyen ellerimde bir anne eli hissederken, huzurun sırtımı sıvazladığı, sevdiğim her şey yanı başımda nöbet tutuyormuş gibi kapatıp gözlerimi, kırık camlar arasında yara almadan yürüyebilen o şanslı çocuk olduğunu hissetmek sanki…

içime sığmayan binlerce çelişki ,ağlarken gülen, gülerken ağlayan yüzüm misali her şeyin bir de zıttı var bende..

Yunus diyor ya; “Ne akilem, ne divane..”

işte öyle bir şey bendeki…

Ne mutluyum , ne biçare.. Yaşıyorum öylesine..!

18.10.2010___16:46___M.UÇAN 

Burada Batan Güneş, Kimbilir Nerede Doğar....


Memnuniyetsiz yüz ifadeleri saklanmış kıyıya köşeye.. Yahut ulu orta düşen damlalar.. Bin derde deva olacakken bir masum gülüş, kimselere minneti olmayan; seni, sana, gönülden küstüren, kendine bile yabancı, mutsuz ifadelerle binlerce yüz.. Ne acı…

Her şeyi kendisi seçen insanoğlu, en güzel şeylere layık görürken kendini, neden elden çıkarır gibi zararına satar ki tüm hüzünleri.. Büyüdükçe büyüttüğümüz sevinçleri, saçına ak düştükçe kalbine karalar düşenlerin ellerine mi vermeliydik, gözü kara ama gönlü yara misali…

Burada batırıp, nerde doğduğunu bilmediğimiz güneşleri kimler için feda ettiğimizi bilmeden, heba ettiğimiz her bir tebessümü geri dönsün diye beklerken, biçare geçen zamana mı hayat diyecektik? Yoksa birilerinin hayatlarının bittiği yerde mi başlardı başka hayatlar? O vakit yaşamak için kimi feda edecektik..?

Sırtında küfeler dolusu vicdan yüküyle, gülmeyi unutmuş zavallı yüzüyle, sizden aldıklarını sahip olduğu hiçbir şeyle ödeyemeyecek insanları affedin! İçiniz rahat, gönlünüz ferah olsun.. Zira sizin batan güneşiniz, onların yüzüne de doğsa, hayrı yok binlerce güneşin, kalbini karanlıkla nikahlamışlara…

16.10.2010___19:52___M.UÇAN 

(................)


Bazen kırılır kalbiniz,görmez kimseler.. sonra gelir bir de yürürler o kırıntılar üstünde, yine de fark etmezler… hani günahtır ya ekmek kırıntılarını ayaklar altında çiğnemek,kaldırıp koyarsınız görünce bir kenara, peki ya kaç ekmek kırıntısına bedeldir, bir gönül kırığını ezip geçmek ki bütün kalpler ayaklar altında…?

hep iyi insan olmanın erdeminden , güzelliğinden ,keyfinden bahsedip durdular bize bugüne kadar.. iyi olmak o kadar da şart değildi, keşke insan olmayı becerebilseydik önce, -mış gibi yapana kadar…!

saygısızlıktan şikayet ederler ya hep…… mesela bilseler saygının hak edilen bir şey olduğunu, yine de pervasızca suçlarlar mıydı onlara aslında hak ettiklerini yaşatan insanları.. ben artık şunu biliyorum.. birine sadece sizden yaşça büyük olduğu için saygı duyuyorsanız bir gün mutlaka pişman oluyorsunuz.. bırakın insanlara sürekli hak sahibi olmadıkları değerleri bahşetmeyi.. saygı yaşla değil, yaşanmışlıkla eşdeğer olmalı… nüfus cüzdanı değil, para cüzdanı hiç değil, saygıyı sevgiyi gönül sureti hak etmeli…

Ve belki daha önemlisi adil olmayı bilmeli.. Bu, çocuklarına eşit ölçülerde harçlık vermek, pasta dilimlerini santim santim eşit bölmek gibi bir şey de değildir.. bir de manevi adalet vardır mesela.. evlatlara bırakılan en büyük miras sevgiyse, eşit mal paylaşımından önce ,eşit sevgi paylaşımı olmalıydı adalette…. her şeyin hakkı verilmişken şu insanlığa, seçme seçilme hakkı gibi ,sevme sevilme hakkı da verilmeliydi belki de.. almalıydı insanoğlu hak ettiği sevgiyi gasp edenlerden hakkını söke söke … kırılan kalplerin hesabı sorulmalıydı her şeyden önce..

ve biri çıkıp demeliydi ki; tefekkürden habersiz, teşekkürden acizken, nasıl olur da saygı istersiniz karşınızdakinden..? bir kere derinden kırmışsanız,daha ne beklersiniz o gönülden….? Kırılan her şey bir tehlike arz ederken; bir cam kırığı keserken elinizi, bir kırık dal çizip geçerken yüzünüzü, kırılmış kalbin nelere sebep olacağını da düşünmeli çoook önceden…

çevrenizde birileri güldürmeye çalışıyorsa yüzünüzü, birileri mutluluğunuz için uğraş veriyorsa, hiç sebepsiz, hiç karşılıksız sevmeye razıysa; unutmayın!

bu, yeryüzündeki tek sevilesi insan siz olduğunuz için değildir…

ve sevmek; sevilenin değil, gerçekte sevenin güzelliğidir..

Peki ya sormazlar mı o zaman; BU KİBİR NEDENDİR ??? 07.10.2010___15:18___M.UÇAN 

YAŞ/LANDIM..!


Zaman nasıl da çabuk geçiyormuş meğer.. Biz hep bir sonraki adımın peşindeyken, meğer ne yollar kat ediyormuşuz da haberimiz yokmuş.. Geride kalıyormuş bebek masumiyetleri, çocukça gülüşler .. Aslında büyürken küçülüyormuşuz farkında olmadan..

5 yaşındaki bir çocuğun büyüme sevinci olsaydı şimdi keşke içimde.. Farkında olmasaydım sona doğru giden adımlarımın da, heyecandan sığmasaydı içim içime.. Bunca yıl başaramadıklarımda kalmasaydı aklım..

Mesela daha yeni başlamış olsaydı her şey..

Bilseydim mutlu anların daha yavaş geçmesi gerektiğini mesela.. Annemin kucağında uyurken, uyanmasaydım hemen.. Çabuk bitirmeseydim babamın aldığı çikolatayı.. Biraz daha sallansaydım o salıncakta.. Mesela 20 ye kadar değil de 100 kadar saysaydım saklambaç oynarken..

Şimdi saklanamıyorum hiçbir şeyden ve hiç kimseden… Zaten saklansam da, adı oyun olmuyor.. Düşüp dizlerimi kanattığımda öğrendiğim teselliler, şimdi baştan sona içim kan ağlasa da öyle fayda etmiyor..

Şimdi kimse saçlarımı örmüyor, kimse geceleri üzerimi örtmüyor, şimdi mumlar sığmıyor doğum günü pastama… Şimdi büyüdüm ya, hiçbir şey eskisi gibi olmuyor.. Yalan değil hani, gücüme gidiyor..

Kutlanmalı mı bilmem ama ; annem,bugün doğduğumu söylüyor..

Ama aslında söndürdüğüm mumların tek sebebi var;

Velhasıl; bugün her şey, bir kere daha eskiyor.. !

03.10.2010____00:15___M.UÇAN 

Unut-Gitsin !


Ef/kar kaldı bana ardından,ne yapsam kar etmeyen,eli öpülesi hüzün gecelerinde..

Bir sabahçı kahvesinde bir türlü olduramadığın sabahları, avuçlarında parçalanan bir rakı bardağı, dudaklarından göğe yükselen sigara dumanı ve yokluğa akan göz yaşları.. dönsün diye beklerken, gülsün artık şu yüzüm diye yumrukladığın yalnızlığının tek ortağı o ahşap masaları..gözünde canlanan gülen fotoğrafımı,sil gitsin hafızandan, bana dair ne varsa bütün anılarını..Şimdi zaman, her şeyi unutma zamanı..

Tebdil-i mekan mı,yoksa terk-i diyar mı bu benden kopup gidenlerin sana yol alması..? Ayırt edemedim…

Aşk aslında; serseri bir kurşunun, bir KADIN’ı kalbinin tam orta yerinden ‘ADAM/Akıllı’ vurması değil miydi..? Elimin hamuruyla çözemedim..

Gün bugün oldu, çareler tükendi.. Düne kadar unut diyemedim..!

Şimdi; Vaz/Geçtim üstünden !

Çiz/dim’dik/en diken kalbini !

Şimdi zaman, zaman şimdi…….. G/Özümden düşme vakti !

05.09.2010____03:26____M.UÇAN(Hikayesiyle bana ilham veren gizli kahramana teşekkürler(; Öpüyorum güzel gözlerinden!)

SES'SİZLİK!



Şimdi sessiz sedasız bakakalmışsam bunca uzağa; gıkımı çıkarsam büyü bozulacak sanışımdan belki…. Belki gözyaşım yangına bir damla ama , derin sulara bir ateş gibi düşecek ağlarsam…

Titreyen bir su damlası gözbebeklerimde ve gözlerim bebek masumiyetinde, suya hasret bir bedevi gibi şimdilerde…

İlkbaharda düşen cemre misaldir belki de, kendi düşenin ağlayamadığı bu diyarda , dizlerimin kanını kimsenin görmeyişinin sebebine.. Hisseli bir sessizlikte büyük pay sahibiyken, feshedemediğim ortaklığıma bir imzanın yetmediğini öğrendim..

Sahi…. Neydi eksik olan???

Neydi de 9 harfli bu “sessizlik” ten tek başıma istifa edemedim?

“Sensizlik” buna çok benzediği için miydi? …..

Acz’i aklımla çözemedim!

26.08.2010___06:39____M.UÇAN